11 Mayıs 2017 Perşembe
İSTİKLAL MARŞINI Bir de Bu Şekilde dinleyin
10 Mayıs 2017 Çarşamba
20 Nisan 2017 Perşembe
Şizofren Nedir? Çeşitleri Nelerdir?
Şizofreni; kişinin düşüncesini, hareketlerini, duygularını ifade şeklini, gerçeği algılamasını çarpıtan ve kişinin diğerleriyle ilişkilerini bozan ciddi bir beyinsel rahatsızlıktır. Şizofreni hastaları çoğunlukla toplumda, işte, okulda ve ilişkilerde problem yaşarlar.
Şizofreni hayat boyu süren bir hastalıktır, doğru tedaviyle kontrol altına alınabilir.
Yaygın inanışın aksine şizofreni bölünmüş kişilik değildir. Şizofreni kişinin neyin gerçek neyin hayali olduğunu anlayamadığı bir zihinsel hastalık, bir psikozdur. Zaman zaman psikotik rahatsızlığı olanlar gerçekle ilişkilerini kaybederler. Dünya kafa karıştırıcı düşünceler, görüntüler ve sesler karmaşası gibi görünebilir. Şizofrenlerin davranışları çok garip hatta şok edici olabilir. Hastalar gerçekle ilişkilerini kaybettiklerinde oluşan ani kişilik ve davranış değişikliklerine psikotik epizod adı verilir. Şizofreninin şiddeti kişiden kişiye değişir. Bazıları hayatlarında tek epizod yaşarken, diğerleri birkaç tane epizod yaşar, bu epizodlar arasındaysa nispeten normal bir yaşam sürerler. Şizofreni belirtileri nüksetme (relaps) ve duraksama (remisyon) olarak bilinen döngüler esnasında kötüleşebilir ve azalabilir.
ŞİZOFRENİ TÜRLERİ
Paranoid şizofreni:
Paranoid şizofreni hastaları zulüm gördükleri ya da birileri tarafından cezalandırıldıkları ile ilgili yanlış inançlara (sanrılar) sahiptirler. Fakat düşünceleri, konuşmaları, duyguları oldukça normaldir.
Hebefrenik Şizofreni:
Hebefrenik şizofreni hastalarının zihni karışık ve tutarsızdırlar, konuşmaları karma karışıktır. Dışarıdan bakıldığında davranışları duygusuz veya yüzeysel veya uygunsuz, hatta şapşalca ve çocuksu görülebilir. Çoğunlukla duş almak veya yemek hazırlamak gibi normal günlük işlerini yapma becerilerini bozan düzensiz davranışları vardır.
Katatonik Şizofreni:
Bu türün en çarpıcı semptomları fizikseldir. Katatonik şizofreni hastaları genelde hareketsizdir ve çevrelerindeki dünyaya karşı reaksiyon vermezler. Genellikle çok katı ve sert olurlar ve hareket etmeye isteksizdirler. Ara sıra yüzlerini buruşturmak veya biçimsiz duruşlar yapmak gibi garip hareketler yaparlar. Veya başkasının söylediği bir kelimeyi veya cümleyi tekrar edebilirler. Yetersiz beslenme, bitkinlik ve kendilerini yaralama riskleri çok yüksektir.
Ayrışmamış Şizofreni:
Kişinin semptomları yukarıdaki üç türden birine net olarak uymadığında bu tanı konur.
Kalıntı (Rezidüel) Şizofreni:
Bu türde şizofreni semptomlarının şiddeti azalmıştır. Halüsinasyonlar, delüzyonlar veya diğer semptomlar hala vardır, fakat şizofreni tanısı konduğu zamanki kadar şiddetli değildir.
ŞİZOFRENİ BELİRTİLERİ
Şizofreni hastalarında beceri ve kişilik değişliklerini içeren birçok semptom vardır, ve değişik zamanlarda farklı davranışlar sergileyebilirler. Hastalık kendini ilk kez gösterdiğinde semptomlar genellikle ani ve şiddetlidir. En yaygın şizofreni belirtileri üç grupta toplanabilir: pozitif belirtiler, dezorganize belirtiler ve negatif belirtiler.
Pozitif belirtiler:
Burada “pozitif” iyi anlamında kullanılmaz, sadece şizofreni rahatsızlığı olmayan insanlarda görülmeyen belirgin belirtiler anlamında kullanılır. Bu belirtilere bazen psikotik semptomlar da denir, bunlar;
- Delüzyonlar: Gerçeğe dayanmayan, gerçeğe dayalı bilgilerle izah edilse bile kişinin vazgeçmeyi kabul etmediği garip inançlardır. Örneğin kişi başkalarının düşüncelerini duyabildiğini, kendisinin Tanrı veya şeytan olduğunu veya başkalarının kafasına düşünceler yerleştirdiğine inanabilir.
- Halüsinasyonlar: Gerçekte olmayan şeyleri görmek, sesler duymak, garip kokular duymak, ağızda “tuhaf” tat hissi ve bedenine dokunan olmasa da temas hissi gibi gerçek dışı şeyler algılanır. Şizofreni hastalarında en yaygın olanı sesler duymaktır. Sesler kişinin davranışları hakkında yorumlar yapabilir, kişiyi taciz edebilir veya emirler verebilir.
Dezorganize belirtiler:
Bu semptomlar kişinin net olarak düşünme ve doğru reaksiyon verme becerisinin olmamasını kapsar. Dezorganize semptomlara örnek olarak:
- Kişinin iletişim kurmasını ve konuşmaya katılmasını zorlaştıran anlamsız kelimeler kullanması ve hiçbir anlamı olmayan cümleler kurması
- Çabucak bir düşünceden diğerine geçmek
- Yavaş hareket etmek
- Karar verme yetisinden yoksun olmak
- Aşırı fakat anlamsız şeyler yazmak
- Bazı şeyleri unutmak veya kaybetmek
- Daireler çizerek yürümek gibi tekrarlanan hareketler
- Günlük görüntü, ses ve duygulardan anlam çıkarmada problem yaşama
Negatif belirtiler:
Negatif kelimesi şizofreni hastalarındaki belirli normal davranışların eksikliğini yansıtır. Negatif semptomlar:
- Duygu ve duygu ifadesi eksikliği veya duruma uymayan duygular, düşünceler ve ruh hali (örneğin; bir şakaya gülmek yerine ağlamak)
- Aileden, arkadaşlardan ve sosyal aktivitelerden uzaklaşma
- Düşük enerji
- Motivasyon eksikliği
- Yaşamdan zevk almama ve yaşama karşı ilgi eksikliği
- Temizlik alışkanlıklarının kötü olması
- Okulda, işte ve diğer aktivitelerde problemler
- Dengesizlik (çok mutlu veya çok üzgün olmak veya ruh hali oynamaları)
- Katatoni (çok uzun bir süre kişinin aynı pozisyonda hareketsiz kalması)
Şizofreniye ne sebep olur? (Şizofreni nedenleri)
Şizofreninin tam nedeni kesin olarak bilinmemektedir, fakat kanser ve diyabet gibi biyolojik bazlı gerçek bir hastalık olduğu bilinmektedir. Bu hastalık kötü ebeveynlik veya kişilik zayıflığı sonucu oluşmaz. Araştırmacılar şizofreni gelişiminde rol oynayan bazı faktörleri açığa çıkarmıştır, bunlar;
- Genetik (kalıtım): Şizofreninin ebeveynden çocuğa geçme olasılığı vardır.
- Beyin kimyası: Şizofreni hastalarında beyindeki belirli kimyasallarda bazı dengesizlikler vardır. Ya dopamin adı verilen nörotransmitere karşı hassastırlar ya da çok fazla dopamin üretirler. Dopamin dengesizliği beynin ses, koku, görüntü gibi belirli dürtülere karşı verdiği reaksiyonu etkiler ve bu da halüsinasyonlara ve delüzyonlara yol açabilir.
- Beyin anomalisi: Yeni araştırmalar şizofreni hastalarında anormal beyin yapısı ve fonksiyonu saptamıştır. Yine de bu tür bir anormallik tüm şizofreni hastalarında görülmez ve şizofreni hastası olmayan kişilerde de bu tür anormallikler görülebilir.
- Çevresel faktörler: Araştırmalar viral enfeksiyon, zayıf sosyal etkileşimler veya yüksek stresli durumlar gibi sosyal faktörlerin kalıtımsal olarak şizofreniye meyilli insanlarda hastalığı tetikleyebildiğini göstermiştir. Şizofreni genellikle buluğ çağı ve gençlik dönemlerinde bedende hormonsal ve fiziksel değişiklikler oluşurken yüzeye çıkar.
Kimlerde şizofreni görülür?
Herkes şizofreni hastası olabilir. Dünyadaki tüm ırk ve kültürlerde bu hastalığa rastlanır. Her yaştan insanda görülebilir, genellikle ilk olarak 20’li yaşlarda ortaya çıkar. Erkekleri ve kadınları eşit derecede etkiler. Fakat kadınlara (20’li yaşlar 30’lu yaşların başı) nazaran erkeklerde genellikle daha erken yaşlarda ortaya çıkar (buluğ çağında veya 20’li yaşların başında). 5 yaş üstündeki çocuklarda da görülebilir, fakat buluğ çağından önce oluşan bu durum çok nadirdir.
Şizofreni teşhisi nasıl konur?
Eğer şizofreni belirtileri varsa, doktor tıbbi geçmişi inceleyip hastayı tam bir fiziksel muayeneden geçirecektir. Özellikle şizofreni teşhisi için kullanılan bir laboratuvar testi yoktur. Doktor, bu belirtilere sebep olabilecek başka bir rahatsızlık olup olmadığını kontrol etmek için, röntgen ve kan testleri isteyecektir. Bundan sonra doktor hastayı mental hastalıklar alanında uzmanlaşmış bir psikolog veya psikiyatriste gönderir. Psikiyatristler özel olarak dizayn edilmiş testlerle hastayı psikotik hastalık açısından değerlendirir. Terapist hastanın tavır ve davranışlarını gözlemleyerek bildirilen semptomlara göre teşhisini koyar. Bir kişiye şizofreni teşhisi konması için semptomların en az 6 ay boyunca görülmüş olması gerekir.
Şizofreni nasıl tedavi edilir?
Şizofreni tedavisinin hedefi belirtilerihafifletmek ve nüksetme (tekrarlama) riskini azaltmaktır.
Şizofreni Tedavisinde Kullanılan Yöntemler:
İlaç tedavisi: Şizofreni tedavisinde kullanılan ilaçlara antipsikotikler denir. Bu ilaçlar şizofreniyi ortadan kaldırmaz, fakat delüzyonlar, halüsinasyonlar ve düşünme problemleri gibi semptomları hafifletmeye yardım eder. Eskiden beri kullanılan ilaçlar; Thorazine, Prolixin, Haldol, Navane, Stelazine, Trilafon ve Mellaril, yeni ilaçlar ise; Abilify, Clozaril, Geodon, Invega, Risperdal, Saphris, Seroquel ve Zyprexa’dır . Psikososyal terapi: İlaçlar belirtileri hafifletmeye yardımcı olurken, çeşitli psikososyal tedaviler de hastalıkla alakalı davranışsal, psikolojik, sosyal ve mesleki problemlerde faydalı olabilir. Terapi yoluyla hastalar semptomlarını kontrol etmeyi, erken uyarı işaretlerini fark etmeyi ve nüksetmeyi önleyici bir plan yapmayı öğrenebilirler. Psikososyal tedaviler şunları kapsar:
- Rehabilitasyon: Şizofreni hastalarının toplumda faaliyette bulunmalarına ve mümkün olduğunca bağımsız yaşamalarına yardım etmek için sosyal beceriler ve meslek eğitimine odaklanır
- Bireysel psikoterapi: Kişinin hastalığını daha iyi anlamasına, başa çıkmayı öğrenmesine ve problem çözme becerisini geliştirmesine yardımcı olur.
- Aile terapisi: Ailelerin şizofreni hastası olan yakınlarına daha iyi yardımcı olmalarını ve onlarla daha etkin bir şekilde ilgilenmelerini sağlar.
- Grup terapi/destek grupları: Karşılıklı yardımın sürekliliğini sağlar.
Hastaneye yatma: Şizofreni hastalarının çoğu ayakta tedavi edilir. Bununla beraber şiddetli semptomları olanlar veya kendilerine ya da diğerlerine zarar verme tehlikesi olanların durumlarının dengelenmesi için hastaneye yatırılmaları gerekebilir. Elektrokonvulsif Terapi (EKT): Bu kişinin kafasına yüzeysel elektrotların yerleştirilerek bir dizi elektrik şokunun beyne gönderildiği bir prosedürdür. Şoklar beyinde nörotransmitterlerin salınmasına sebep verir. Bu tedavi şekli günümüzde şizofrenide nadir olarak kullanılır. İlaçlar yetersiz geldiğinde veya katatoni veya depresyon hastalığın tedavisini zorlaştırdığında, EKT faydalı olabilir. Beyin cerrahisi: Beyindeki belirli sinir bağlantılarının kesilerek ayrıldığı lobotomi önceleri şiddetli, kronik şizofreni hastalarında kullanılıyordu. Günümüzde ise çok nadir durumlarda kullanılır, çünkü bu ameliyat ciddi kişilik değişikliklerine yol açabilir ve esasen daha iyi sonuçlar genellikle daha az şiddetli ve tehlikeli işlemlerden elde edilebilir.
Şizofreni hastaları tehlikeli midir?
Kitaplar ve filmler çoğunlukla şizofreni hastalarını tehlikeli ve vahşi gösterir. Oysa bu her zaman geçerli değildir. Çoğunlukla çevrelerinden uzaklaşmayı ve yalnız olmayı tercih ederler, fakat hastalığın yanında madde veya alkol bağımlılığı olanlar tehlike ve şiddet içeren davranışlarda bulunabilir. Öte yandan şizofreni hastaları kendilerine zarar verebilir. Şizofreni hastaları arasında genç yaşta ölümün birinci nedeni intihardır. Doğru tedaviyle şizofreni hastaları psikiyatri hastaneleri yerine, aileleriyle veya toplum içinde üretici bir hayat yaşayabilirler.
29 Ocak 2017 Pazar
Asena Nedir Kime denir?
Asena Türk mitolojisinde önemli bir rol oyniyan efsanevi bir dişi kurtdur. Eski Türklerin en mühim hükümdarlarının mensub olduğu Aşina, Zena, Asen veya Şunnu adı verilen sülale, efsaneye göre bu dişi kurt'dan türemiştir.
Efsanenin, buluntulara göre en eski şekli (MÖ.330)Antik çin kaynaklarından,Türk halkının türeyişini anlatan Asena efsanesinin farklı şekillerine rastlanılır. Bulunan en eski şekli şöyledir:
Türk kavimi Hiung-nu'ların bir koluydu. Hükümdar soyunun isimi A-Se-Na idi. Kendilerince ayrı bir ordu kurmuş, ama sonradan komşu bir kavim tarafından yenilgiye uğramışlardı.On yaşında bir çocuğun haricinde bütün kavimleri katliama kurban gitmişti. Düşman askerlerinin hiçbirisi bu çocuğu öldürmeye cesaret edememişti. Çocuğun ayaklarını kesip, onu bir bataklığa attılar. Orada bir dişi kurt vardı, çocuğu et ile besledi. Böylece çocuk zamanla büyüdü ve dişi kurt ile çiftleşti. Kurt derhal gebe kaldı.Düşmanların kralı, çocuğun hala yaşadığını öğrendi ve öldürtmek için tekrar adamlarını gönderdi.Adamlar çocuğun yanındaki Dişi Kurt'u öldürmek istemediler. Dişi Kurt derhal "Kao Çang"'ın (Turfan)'ın Kuzeybatısında bulunan bir dağın üstündeki mağaraya kaçti.Mağaranın içinde bir kaç yüz "li" genişliğinde, uzun otlarla kaplı ve etrafı dağlarla kapalı bir ova vardı.Dağın içine kaçan dişi kurt, bu yerde on oğlan çocuk doğurdu. Çocuklar büyüyünce dışarıdan kadınlar aldılar. Bu kadınlar hamile oldu. Çocukların hepsi ayrı bir soy adı aldı. Birisinin soy adı A-Se-Na oldu.“
Bunun yanında efsanenin başka şekilleride bulunmuştur.Ayrıca daha geç zamanlardan kalan,sonradan geliştirilmiş daha detaylı ya da daha kısa olan şekilleride vardır.
Türkiye'de tanınan şekli: Bozkurt Destanı Türklerin ilk ataları Batı Denizi'nin batı kıyısında otururlardı. Türkler Lin adlı bir ülkenin ordularınca yenilgiye uğratıldılar. Düşman çerileri bütün Türkleri erkek-kadın,küçük büyük demeden öldürdüler.10 yaşlarında bir oğlan sağ kaldı geriye. Dişi Bozkurt çıktı ve çocuğu dişleriyle ensesinden kavrayarak kaçırdı. Altay Dağlarında izi bulunmaz, ıssız ve her tarafı yüksek dağlarla çevrili bir mağaraya götürdü. Mağaranın içinde büyük bir ova vardı.Ova, baştan ayağa ot ve çayırlarla kaplıydı. Dört bir yanı sarp dağlarla çevrili idi.Bozkurt burada cocuğun yaralarını yalayıp tımar etti, iyileştirdi. Onu sütüyle, avladığı hayvanların etiyle besledi, büyüttü.Sonunda çocuk büyüdü, ergenlik çağına girdi ve bozkurt ile yaşayan son Türk eri evlendiler. Bu evlilikten 10 çocuk doğdu.Çocuklar büyüdüler; dışarıdan kızlarla evlenerek ürediler. Türkler çoğaldılar ve çevreye yayıldılar, ordular kurup Lin ülkesine saldırdılar ve atalarının öcünü aldılar. Yeni bir devlet kurdular, dört bir yana yeniden egemen oldular. Türk kağanları atalarının anısına otağlarının önünde hep kurt başlı sancak dalgalandırdılar. Bu efsanenin son bölümü Ergenekon Destanı'dır
Efsanenin, buluntulara göre en eski şekli (MÖ.330)Antik çin kaynaklarından,Türk halkının türeyişini anlatan Asena efsanesinin farklı şekillerine rastlanılır. Bulunan en eski şekli şöyledir:
Türk kavimi Hiung-nu'ların bir koluydu. Hükümdar soyunun isimi A-Se-Na idi. Kendilerince ayrı bir ordu kurmuş, ama sonradan komşu bir kavim tarafından yenilgiye uğramışlardı.On yaşında bir çocuğun haricinde bütün kavimleri katliama kurban gitmişti. Düşman askerlerinin hiçbirisi bu çocuğu öldürmeye cesaret edememişti. Çocuğun ayaklarını kesip, onu bir bataklığa attılar. Orada bir dişi kurt vardı, çocuğu et ile besledi. Böylece çocuk zamanla büyüdü ve dişi kurt ile çiftleşti. Kurt derhal gebe kaldı.Düşmanların kralı, çocuğun hala yaşadığını öğrendi ve öldürtmek için tekrar adamlarını gönderdi.Adamlar çocuğun yanındaki Dişi Kurt'u öldürmek istemediler. Dişi Kurt derhal "Kao Çang"'ın (Turfan)'ın Kuzeybatısında bulunan bir dağın üstündeki mağaraya kaçti.Mağaranın içinde bir kaç yüz "li" genişliğinde, uzun otlarla kaplı ve etrafı dağlarla kapalı bir ova vardı.Dağın içine kaçan dişi kurt, bu yerde on oğlan çocuk doğurdu. Çocuklar büyüyünce dışarıdan kadınlar aldılar. Bu kadınlar hamile oldu. Çocukların hepsi ayrı bir soy adı aldı. Birisinin soy adı A-Se-Na oldu.“
Bunun yanında efsanenin başka şekilleride bulunmuştur.Ayrıca daha geç zamanlardan kalan,sonradan geliştirilmiş daha detaylı ya da daha kısa olan şekilleride vardır.
Türkiye'de tanınan şekli: Bozkurt Destanı Türklerin ilk ataları Batı Denizi'nin batı kıyısında otururlardı. Türkler Lin adlı bir ülkenin ordularınca yenilgiye uğratıldılar. Düşman çerileri bütün Türkleri erkek-kadın,küçük büyük demeden öldürdüler.10 yaşlarında bir oğlan sağ kaldı geriye. Dişi Bozkurt çıktı ve çocuğu dişleriyle ensesinden kavrayarak kaçırdı. Altay Dağlarında izi bulunmaz, ıssız ve her tarafı yüksek dağlarla çevrili bir mağaraya götürdü. Mağaranın içinde büyük bir ova vardı.Ova, baştan ayağa ot ve çayırlarla kaplıydı. Dört bir yanı sarp dağlarla çevrili idi.Bozkurt burada cocuğun yaralarını yalayıp tımar etti, iyileştirdi. Onu sütüyle, avladığı hayvanların etiyle besledi, büyüttü.Sonunda çocuk büyüdü, ergenlik çağına girdi ve bozkurt ile yaşayan son Türk eri evlendiler. Bu evlilikten 10 çocuk doğdu.Çocuklar büyüdüler; dışarıdan kızlarla evlenerek ürediler. Türkler çoğaldılar ve çevreye yayıldılar, ordular kurup Lin ülkesine saldırdılar ve atalarının öcünü aldılar. Yeni bir devlet kurdular, dört bir yana yeniden egemen oldular. Türk kağanları atalarının anısına otağlarının önünde hep kurt başlı sancak dalgalandırdılar. Bu efsanenin son bölümü Ergenekon Destanı'dır
15 Ocak 2017 Pazar
1 Ocak 2017 Pazar
Gidelim. ! ! !
Gidelim buradan.. Burası bizim değil. Nasıl başederiz bu kadar saçmalıkla? Her şeye sıfırdan başlanabilecek bir yerlere gidelim.
10 Aralık 2016 Cumartesi
Rüyamda bile olsa arada gel olur mu ?
Gözlerimi açıp saate bakmamla, yataktan fırlamam arasında saniyeler vardı bugün. Aman Allah'ım kim kapattı bu alarmı ? Çok geç kaldım nasıl hazırlanıp yetişeceğim ben. Hemen dolabımın başına gitmeliyim. Ne giyineceğim ki şimdi daha karar bile veremedim. Şu çok sevdiğin mavi gömleğimi mi giysem acaba ya da siyah ketenin üstüne mavi ceketimi mi giysem ? Siyah kotu çok seviyorsun onu giyineyim en iyisi. Peki ya saçlarım off onları ne yapacağım ? Sade bir şekilde mi tarasam, evet evet sade şekil, hem bir defasında saçlarımı sade şekliyle çok beğenmiştin. Gerçi sen benim her halimi yakışıklı buluyordun değil mi?
Evet nihayet hazırım bir saatin ardından. Anahtarlarım nerede benim ? On iki de orada olmalıyım ve 20 dakikam kaldı nasıl yetişeceğim ben! Anneme sorayım en iyisi o bilir mutlaka;
- Anne anahtarlarım nerede benim ?
- Salonda masanın üzerinde ya çocuğum görmedin mi.
Ah aptal kafam kaç defa geçtim masanın önünden nasıl oldu da göremedim anahtarları. Sanırım sana geleceğim için heyecandan gözüm hiçbir şeyi görmez oldu. Acele edip evden çıkmalıyım hemen.
Neden bitmedi bu yol sadece 10 dakikalık bir yoldu oysa. Trafik ışıkları sürekli yanıp durmak zorunda mı ? Ya bugünkü trafiğe ne demeli sanki her şey seni daha geç görmem için uğraşıyor.
Oh sonunda bitti acele edip yukarıya çıkmalıyım. Ne zamandan beri bu kadar basamağı var ki bu merdivenlerin. Nefes nefese geldim cam kenarındaki masamıza. Sen tam karşımdasın. Ne yapmalıyım şimdi elimi uzatıp merhaba mı desem ? ben bu düşüncelerle ayakta dikilirken sen hemen elini uzattın beni bu düşüncelerden kurtardın. Aslında sarılmayı çok isterdim, çünkü çok özlemiştim sarılmak iyi gelirdi. Ellerin ne kadar da sıcakmış. Uzun zaman geçmişti unutmuşum ellerinin sıcağını. Bu düşüncelerle oturdum karşına, ne diyeceğimi bilemedim ve sen yine bir kurtarıcı gibi yetiştin konuşmaya başladın;
- Nasılsın ? uzun zaman geçti seni görmeyeli
Yüzündeki o gülümseme yine beni benden aldı dilim tutuldu bir kaç dakika sürdü cevap vermem
- İyiyim. evet çok uzun zaman oldu. Sen nasılsın ?
Aman Allah'ım neden döküldü bu çay, elim ayağım bir birine dolandı karşında yine. O duyduğum ses kahkaha mı ? ben mi yanlış duyuyorum yoksa ? Hayır, hayır doğru duyuyorum bu senin gülüşün.
- Sadece ufak bir kaza sakin ol.
Yüzümdeki o mahçup ifadeyi hala hissediyorum.
- Sakarlığım tuttu yine. Karşında elim ayağım bir birine dolanıyor, dilim tutuluyor konuşamıyorum.
Saatler geçirdik böyle. Sonra hava karardı kalkma vakti gelmişti.
- Eve gitmeliyim artık.
- Tamam beraber gidelim. saat geç oldu seni yalnız gönderemem bu saatte.
- Tamam gidelim o zaman.
Ne kadar çabuk bitti bu yol böyle. Hiç trafikte yok bu akşam. Oysa sana gelirken ne kadar da trafik vardı. Ya ışıklar hepsi yeşil neden hiç kırmızı yanmıyor ki. Hiç bitmesin istesem de yol bitti kapının önündeyiz. tam ben bunları düşünürken yine konuşmaya başladın.
- Geldik. Benim gitmem gerekiyor. Ama yarın yine görüşür müyüz ?
Yarın mı ? tabi ki de görüşürüz. Deli misin sen seni bir dakika fazla görmek için her şeyimi veririm ben, sen bana görüşür müyüz diye mi soruyorsun?
- Tabi görüşürüz. O zaman dikkat et kendine aklım sende kalır.
Yanlış mı duydum yoksa ? Aklım sende mi kalır dedi ? Kalbime neler oluyor böyle ? ' Biraz yavaşlar mısın ne oluyor böyle göğüs kafesimden fırlamak üzeresin sanki. '
Ne güzel bir gündü bugün. Keşke hiç bitmeseydi bugün. Ama olsun yarın yine görüşeceğiz.
Bir dakika bu seste ne böyle? Alarmım mı çalıyor? Ama sabah değil ki akşam, alarmı ben kurmadım ki. Tam bunları düşünürken gözlerim yavaşça açıldı. Nasıl olur saat sabahın yedisi mi ? Ben seninleydim bütün gün eve yeni geldim geceydi eminim, hava karanlıktı. Gözlerimden yaşlar akmaya başladı bunları düşünürken. Her şey sadece bir rüyaymış. Oysa ne kadarda gerçek gibiydi, rüya olamazdı. Ellerinin sıcaklığını hissettim, kahkahaların hala kulaklarımda çınlıyor.
Sonra yatağımdan kalktım, gözümdeki yaşları sildim aynanın karşısına geçip;
' Hayat devam ediyor. Bir rüyaydı, sabah oldu uyandın ve bitti ' dedim ...
Rüyamda bile olsa arada gel olur mu ?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



